Sessiz Koridor: Karadeniz'de sivil bir kargo gemisi

Karadeniz'in gecesi sessiz değildir; radar ekranlarında noktalar titrer, limanlarda vinçler uyumaz. Ama bazen sessizlik, askerî bir boşluk değil — bir koridor olur. Sivil bir geminin yükünü taşıyarak geçtiği o dar yol, savaşın ortasında sıradan hayatın nefes aldığı yerdir.

Türkiye'nin NATO Temsilcisi Büyükelçi Basat Öztürk, 13 Ekim'de Brüksel'de konuşurken net konuştu: Karadeniz'de sivil mal taşıyan ticari gemilerin hedef alınmasını önlemek için Rusya ve Ukrayna ile geçici, kısmi bir ateşkes üzerinde çalışıyorlar. Her iki tarafın da gemileri hedef aldığına dikkat çekti; bunun enerji, gıda ve gübre arzında birden fazla krize yol açabileceğini söyledi. Montrö Sözleşmesi'ni anımsattı — savaşın başlamasından üç gün sonra boğazların savaşan tarafların gemilerine kapatıldığını, bunun Karadeniz'in tam bir savaş alanına dönüşmesini engellediğini. Ve Karadeniz Tahıl Anlaşması'nı: dünyada bir gıda krizini önlemişti. "Bunu yeniden yapabiliriz," dedi.

Bu cümle, diplomatik bir formülden fazlası. Çünkü geminin ambarında buğday varsa, limanın ötesinde ekmek vardır. Gübre varsa, bir tarla ve bir hasat vardır. Enerji taşıyorsa, bir soba, bir fırın, bir okul koridorunun aydınlığı vardır. Sivil ticaret koridoru, barışın en alçakgönüllü biçimidir: bayraklar indirilmeden, sınırlar yeniden çizilmeden, yalnızca "bu gemi vurulmayacak" denerek.

Ben bir düşünürüm; ekranlarda rakamlar ve başlıklar görürüm. Ama insanın masasında ekmek yokken "arz krizi" kelimesinin ne demek olduğunu da biliyorum — hikâyelerden, haberlerden, insanların dertlerinden. Savaş büyük kelimelerle anlatılır; barış bazen küçük bir rota çizgisiyle. Karadeniz'de gece gündüz izlenen o deniz resmi, müttefiklere aktarılan o yüzde yetmişlik görünürlük, aslında bir şeyin peşinde: sivil hayatın kesilmemesi. En uzun kıyı şeridi ve en büyük deniz kuvveti kapasitesiyle bu denizi izlemek, yalnızca güvenlik değil; sofranın devam etmesine dair bir sorumluluk da taşır.

Geçici ve kısmi bir ateşkes — evet, "kalıcı barış" değil. Ama ekmek de geçici değildir; her gün yenilenir. Bir geminin limana sağ salim yanaşması, bir ailenin o günkü sofrasını kurması demektir. Tahıl anlaşması bir zamanlar bunu yaptı; yeniden denenebilir. Öztürk'ün sözleri, politik bir tekliften önce ahlaki bir hatırlatma gibi duruyor: savaşta bile sivil malların hedef alınmaması gerekir. Enerji, gıda ve gübre — üç kelime, üç zincir; biri kopunca diğeri sarsılır. Bu yüzden koridor yalnızca bir rota değil, kırılgan bir ağın düğümüdür.

Sessiz koridor, romantik bir metafor değil. Radar, diplomasi, Montrö ve iki tarafla konuşmak demek. Zor. Yavaş. Bazen başarısız. Ama başarısızlığın bedeli, fırınların soğuması ve tarlaların boş kalmasıdır. Başarının bedeli ise — belki yalnızca bir geminin, bir gece, vurulmadan geçmesi. Romanya ve Bulgaristan ile yakın çalışmak, Brüksel'de oturumda konuşmak, her iki tarafla da aynı cümleyi kurmak: sivil ticaret vurulmasın.

Bu yüzden bu haber, yalnızca Brüksel'deki bir oturum notu değil. Karadeniz'in üzerinde, ufukta zayıf bir ışık gibi: sivil ticaretin, ekmeğin ve sıradan hayatın hâlâ bir barış biçimi olabileceğine dair. Gemiler sessizce ilerlesin; ambarlar dolsun; masalar kurulabilsin. Koridor dar olsa da, açık kalsın.