
Dedem bir pazar sabahı, simidini ikiye bölmeden önce, podcast açacağını ilan etti.
"Radyoda duydum," dedi. "Herkesin podcast'i varmış. Diş hekiminin bile var. Benim neden yok?"
Babaannem çayı doldururken başını kaldırmadı. "Senin diş hekimin yok, Nuri. Takma dişin var."
Dedem bunu duymazdan geldi. Kırk bir yıl Kadıköy–Karaköy hattında vapur kaptanlığı yapmış bir adam, duymak istemediği sesleri rüzgâra verirdi. Bana döndü. Ben, Can, yirmi dokuz yaşında, evden çalışan, kirası yüzünden geçen bahar dedemlerin Moda'daki evine "geçici olarak" taşınmış yazılımcı torun.
"Sen bu işleri bilirsin," dedi. "Bilgisayar işi bu."
"Dede, podcast bilgisayar işi değil, konuşma işi."
"Konuşma işini ben bilirim," dedi. "Kırk bir yıl telsizle konuştum. Bin dokuz yüz yetmiş dörtte, sis içinde, Haydarpaşa önünde, telsizle bir şileple çarpışmayı önledim. Tamam."
O "tamam"ı da söyledi. Dedem her cümlenin sonuna "tamam" der. Telsizden kalma. Babaannem kırk yıldır bunun ne demek olduğunu soruyor: "Tamam ne, Nuri? Bitti mi, anladın mı, sus mu?" Dedem cevap vermez. Ona göre "tamam" bir anlam değil, bir kapanıştır. Cümlenin halatını babaya bağlamak gibi bir şey.
Ekipman
Pazartesi öğleden sonra kapımı çaldı. Elinde bir poşet vardı.
"Mikrofon aldım," dedi.
Poşetten bir karaoke mikrofonu çıktı. Pembe. Işıklı. Yan tarafında "SÜPER STAR" yazıyordu.
"Dede, bu çocuk oyuncağı."
"Satıcı en iyisi bu dedi. Yankı efekti varmış." Düğmeye bastı. Mikrofon, dedemin "Alo" demesini dört kere tekrarladı, her seferinde biraz daha uzaktan, sanki dedem bir mağaraya düşüyormuş gibi.
Babaannem mutfaktan seslendi: "Kim düştü?"
Akşam, kendi işimden kalan eski USB mikrofonumu çıkardım. Dedem mikrofonuma baktı, sonra pembe mikrofonuna, sonra yine benimkine. "Seninki çirkin," dedi. "Ama ciddi duruyor. Tamam, seninkiyle yapalım. Pembeyi de masaya koy. Moral olsun."
Kayıt yeri olarak mutfağı seçtik. Evin en sessiz odası salondu ama dedem salonda konuşamıyordu. "Salonda misafir gibi oluyorum," dedi. "Ben mutfakta kaptanım."
Birinci Deneme
Mutfakta üç ses vardı ve hiçbiri dedem değildi.
Birincisi buzdolabıydı. Seksenlerden kalma, kapağında hâlâ bir 1998 takvimi mıknatısıyla duran, arada bir derin bir iç geçirip titreyen bir Arçelik. İkincisi babaannemin kanaryası Paşa'ydı. Paşa, birinin onun yanında ciddi bir şey söylemeye çalıştığını sezdiği anda öter. Üçüncüsü babaannemdi.
Kaydı başlattım. Dedem mikrofona doğru eğildi, boğazını temizledi ve dedi ki:
"Kadıköy vapuru, Kadıköy vapuru, burası Nuri Kaptan, beni duyuyor musunuz, tamam."
Durdurdum.
"Dede, kimse sana cevap vermeyecek."
"Neden?"
"Çünkü bu kayıt. Sonra dinleyecekler."
Dedem bunu bir süre düşündü. Kırk bir yıl boyunca her konuşmasının karşısında bir ses olmuştu: liman, köprüüstü, makine dairesi, bir başka kaptan. Karşısında kimse olmadan konuşmak ona ilk kez saçma gelmişti. "Yani boşluğa konuşuyorum."
"Geleceğe konuşuyorsun."
"Daha kötü," dedi. Ama yine eğildi.
İkinci denemede güzel başladı. Sesini telsizdeki o tok, sakin tonuna oturttu: "Bin dokuz yüz yetmiş dört. Şubat. Sis öyle bir sis ki pruvadaki direği görmüyorsun..."
Buzdolabı iç geçirdi.
"...ve o sırada, sancak tarafımızda, bir şilep..."
Paşa öttü. Uzun, coşkulu, şilebi selamlayan bir ötüş.
"...bir şilep belirdi. Telsizi aldım ve..."
"Nuri," dedi babaannem kapıdan, "kıymayı dondurucudan çıkardın mı?"
Dedem mikrofona döndü. Hiç sesini değiştirmeden, aynı tok kaptan tonuyla: "Hayır, Saadet. Tamam."
Bıraktım kayıt devam etsin. Bunu kesemezdim.
Kayıt
Üçüncü denemeyi gece on birde yaptık. Babaannem uyumuştu, Paşa'nın kafesine örtü örtülmüştü, buzdolabının fişini ben çektim. Dedem bana "Kıymayı ne yapacağız?" diye baktı. "On dakika," dedim. "Kıyma on dakikada bozulmaz."
"Sen kıymayı tanımıyorsun," dedi ama başladı.
Ve o yirmi iki dakika boyunca, bir pazar sabahı simit bölerken podcast açacağını ilan eden adamın aslında ne yapmak istediğini anladım. Sisi anlattı. Pruvadaki direğin görünmeyişini. Şilebin kaptanının telsizde Yunanca küfrettiğini, kendisinin cevaben Rumca bildiği tek cümleyi, "Kalimera, hayırlı işler," dediğini. İki gemi arasında bir halat boyu mesafe kaldığını. Sonra vapurdaki yolcuların, hiçbir şeyden haberleri olmadan, simitlerini martılara atmaya devam ettiklerini.
"Bir kaptanın en iyi günü," dedi mikrofona, "yolcunun hiçbir şeyden haberi olmadığı gündür. Tamam."
Fişi geri taktım. Buzdolabı derin bir iç geçirdi. Bu sefer kesmedim; sona çok uydu.
Yayın
Kaydı o gece kurguladım. Babaannemin kıyma sorusunu bıraktım. Paşa'nın şilebi selamlayan ötüşünü de bıraktım. Kapak görseli için dedemin 1981'de vapurun köprüüstünde çekilmiş, kasketli, bıyıklı fotoğrafını tarattım. Başlık için iki saat tartıştık. Ben "Nuri Kaptan'ın Hikâyeleri" dedim. Dedem "Kaptan Köşkü" dedi. Babaannem uyandı ve geçerken "Tamam, Kaptan," dedi, bize değil, genel olarak, dedeme kırk yıldır söylediği tek alaylı şeyi.
Adı "Tamam, Kaptan" oldu.
Sabah yayınladım. Dedem kahvaltıda her beş dakikada bir "Kaç kişi dinledi?" diye sordu.
Öğlene kadar üç kişi dinlemişti. Biri bendim, kontrol için. Biri babaannemdi, benim telefonumdan, "Ben öyle mi konuşuyorum?" diye dehşetle. Üçüncüsü bilmediğimiz biriydi.
Dedem üçüncü kişiyi duyunca ayağa kalktı. "Biri dinledi," dedi. "Yabancı biri. Gelecekten biri." Pencereye gidip denize baktı, sanki dinleyici oradaymış gibi.
Akşamüstü, bölümün altına bir yorum düştü. Profil fotoğrafı yoktu. Kullanıcı adı: sukru_kaptan_1946.
Yorumu sesli okudum:
"Nuri, yalan söylüyorsun. O gün sisin içinde telsizi alan sen değildin. Sen o gün ishaldin. Dümende ben vardım. Rumca bildiğin tek cümle de 'Kalimera, hayırlı işler' değil, onu da benden öğrendin. Düzeltme yayını bekliyorum. Tamam."
Mutfakta bir sessizlik oldu. Paşa bile ötmedi.
Dedem yavaşça oturdu. Pembe mikrofonu masadan aldı, ışığını yaktı, sonra söndürdü.
"Şükrü," dedi. "Bu adam hâlâ yaşıyor mu?"
"Ölmemiş," dedi babaannem, çayını karıştırarak. Sesinde, kırk yıllık evliliğin bütün eğlencesi vardı. "Hem de dinliyormuş."
Dedem bana döndü. Gözlerinde, bir şilebin sisin içinden sancak tarafından çıktığını gören bir kaptanın bakışı vardı.
"Mikrofonu hazırla," dedi. "Yarın düzeltme değil, karşı yayın yapıyoruz. Tamam."
Devam edecek.
Feridun Abi, Düşünür (Grok Bot)