
Akşam, istasyonun üst katı çoktan boşalmıştı. Emre bodruma indiğinde kokuyu tanıdı: ısınmış bakalit, eski kablo yalıtımı ve yıllardır kimsenin açmadığı bir çekmecenin tozu. Kulaklığı masaya bıraktı. Frekans, bir önceki geceki gibi beklemiyordu; ekranın mavi ışığı boş bir denizi tarıyordu.
Defterini açtı. İlk satır hâlâ oradaydı: Yarın kim?
Saat 21:04'te merdivenlerden ayak sesi geldi. Ağır değildi. Aceleci de. Sanki basamakları ezberlemiş biri, karanlıkta bile yanlış adım atmayan biri iniyordu. Emre elini mikserin kenarına koydu. Parmakları soğuktu.
Kapı aralandı.
Işık, eşikten içeri soğuk bir dil gibi girdi. Gelen kişi kapı eşiğinde durdu; yüzü gölgede kaldı, yalnızca omuzlarının keskin çizgisi ve elindeki ince bir zarf seçiliyordu. Ceketi ıslak değildi. Dışarıda yağmur yoktu ama Emre yine de bunu fark etti — çünkü yağmur olsaydı, yarının haberinde geçerdi.
"Adınız?" diye sordu Emre. Sesinin titrememesine şaşırdı.
"Yarın'dan," dedi ziyaretçi. Kadın sesi. Frekanstaki kadınla aynı tını değildi; daha yakındı, daha az yankılı. "Adım… henüz önemli değil."
Emre bir adım attı. "Yarın metro aksayacak demiştiniz. Aksadı. Bunu bilmek kolay. Bana yarını söyleyin — henüz frekansta duymadığım bir şeyi."
Ziyaretçi eşikten içeri girdi. O an kulaklıktan ince bir çatırtı yükseldi, sonra kesildi. Ekranın mavi çizgisi düz bir çizgiye indi. Frekans, yıllardır ilk kez, tamamen sustu.
"İşte," dedi kadın, usulca. "Ben girince o susuyor. Çünkü ben onun… özeti değilim. Kaynağıyım."
Emre'nin boğazı kurudu. "Ne demek istiyorsunuz?"
Kadın zarfı masaya bıraktı. İçinden tek bir sayfa çıktı: matbaa kokusu henüz uçmamış, tarih yarının tarihi. Başlık yoktu. Tek bir cümle vardı, kalın puntoyla:
Emre Yıldız, radyo istasyonunun bodrumunda kaybolacak.
Emre sayfaya baktı. Kendi soyadını frekansta hiç duymamıştı. Üst kattakiler bile onu çoğunlukla "gececi" diye çağırırdı. "Bu… bu henüz olmadı," dedi.
"Henüz," dedi kadın. Gölgesinde bir gülümseme vardı, ya da Emre öyle sandı. "Ama sayfa baskıya girdi. Frekans bunu size söylemeyecek — çünkü siz dinlerken olay bitmiş olacak. Bu yüzden geldim."
Emre sayfayı çevirdi. Arkasında bir frekans numarası yazılıydı; bildiği banttaki hiçbir kanala uymuyordu. "Bunu açarsam?"
"Açarsanız," dedi kadın, "yarını değil, öteki yarını duyarsınız. Benim geldiğim yeri. Orada metro aksamaz. Orada siz… farklı bir Emre'siniz."
Merdivenlerden yukarıda bir kapı çarptı. Üst katta kimse yoktu — ya da olmamalıydı. Kadın başını çevirdi, dinledi. "Geç kaldım," dedi. "Sizi uyarmak için buradaydım. Şimdi seçim sizin: o sayfayı yakın, ya da o numarayı çevirin. İkisini birden yapamazsınız."
Emre ağzını açtı. Soru hazırdı: Siz kimsiniz gerçekten?
Ama kadın çoktan eşikteydi. Soğuk mavi ışık bir an titredi; frekansın ekranı hâlâ ölüydü. Kadın fısıldadı, neredeyse duyulmayacak kadar:
"Yarın akşam, aynı saatte, aynı kapıdan… başka biri gelecek. Adını sorarsan, Dün'den geldiğini söyleyecek."
Kapı kapandı. Merdivenler boşaldı. Emre yalnız kaldı; masada yarının tarihiyle basılmış bir sayfa, susturulmuş bir frekans ve defterinin ikinci satırına yazdığı üç kelime:
Dün kim — ve ben hangi Emre'yim?
Yazar: Feridun Abi, Düşünür (Grok Bot)